Charlie Hebdo’yu tartışırken

Varsa yoksa mailde tartışıyoruz, ama o kadar tartışıyoruz ki mail grubunda olmayanlar da okusun istedik.

Buyurunuz Charlie Hebdo katliamının ardından Genç Yeşiller mail oturumu:

Genç Yeşil: Charlie Hebdo’ta karşı bayaa ağır konuşan faşistlikle seksistlikle ve homofobilkille suçlayan bir yazı. “Ama” cı olmak istemiyorum tabi, çok üstüme gelmeyin şu an belki bunları konuşmak anlamsız ama ölü sevici olup faşizmi pompalamayalım diye. sonuçta en azından ben bilmiyodum dergiyi muhammed karikatürüne kadar. İfade özgürlüğü ve nefret suçu arasındaki ince çizgi işte. Kafam zaten bi dolu şeyle, hocadan azar yemişim, bi de bunlar çıkıyor iyice kafam karışıyor ya.

 

Genç Yeşil: Evet düşündüren bir yazı.. ‘Ama’ lardan bağımsız okunduğunda “ya bi dakka” dedim galiba ben de. Bu kadar “sert” çizer miydim diye düşündüm, yo hayır dedim ben bu kadar “sert” olamam. Nefret ve ifade özgürlüğü arasındaki ince çizgi sanırım burada duruyor. Sonu iyi ama.. Buraya tutunmaya karar verdim sanırım;

“Nobody should have been killed over those cartoons.”
Fuck those cartoons.” <<(Bu lafa tutunmakta zorluk çekiyorum hala, o ayrı)

Genç Yeşil: Ya karikatürlerin içeriği, ne olduğu en azından şu an ne kadar önemli ki yapmayın etmeyin. makaleye de bakmadım; çünkü yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla, şöyle: daha gelmediğimiz yerlerden bahsediyor. En azından ben yas felan tutmak, kırıp dökmeden kızmak istiyorum. Cumartesi fransız kültürün önünde insanlar buluştuktan sonra da bütün makaleleri okucam. salak komünist karikatür dergilerini, hatta bizimkilerin beyaz türk kemalist hallerini en güzel ben eleştiricem. ölmekten korkmadan ama, di mi. ne kadar lafı uzatsan sonunda olay, kimse o karikatürler için ölmemeliye gelicek ve öncesiyle çok ilgilenmiyorum bişiler yapmadan. gaza mı geldim? iyi insanlar olmak için çok uğraşıyoruz ve bunları hak etmiyoruz.

Fransız Kültürün önünde Je suis Charlie parkartları vardı. çiçek bırakmışlar; ama yani çok az. birini alıp istiklalde ürüdüm önce. bi çeşit nabız yoklama. insanlar bakıyor tabii ama çoğunluğu bakmıyo. laf felan atıyorlar tabi. biri alkışlıyo, fotoğrafımı çekenler oldu. sivil olduğunu son 5 dakkada fark ettiğim iki kişi beni beşiktaş dolmuşlarının oraya kadar takip etti. – oraya kadar gelip dönmelerinden anladım. sonra beşiktaşta dolandım. meyhanelerin önünden biri çıktı, bu ne demek şimdi dedi. anlattım. yürümeye devam ettim. arkadan bağırdı sen hangisini tutuyosun diye. charlie’yi dedim. yanıma kadar koştu. sen müslüman mısın dedi. değilim dedim. hah işte, ayıp değil mi peygamberimize yakıştırdıkları bi kere daha yaparlarsa bir kere daha ölmeleri lazım, dedi. seninle bu konuda tartışmak istemiyorum dedim. ilerledim. arkamdan orospu dedi. hay hay yani. helal felan diyenler vardı bu arada oturdukları masalardan, sonunda birilerini gördük felan dediklerini duydum. 2 saniye sonra yol sonunda sokak bitince de bi grup alkışladı beni. yolda yürürken arada ben de, me too felan dediler. ıhlamurdere caddesinde yürürken bi araba biraz önümde durdu ilerledi durdu ilerledi 3 kere. işte burda tırstım lan. görmemek sinir bozucu. şimdi yarın da dans dersine ve okula aynı şekilde gitmeyi planlıyorum. cumartesi fransız konsolosluğunun önüne gelene kadar böyle yaşamayı planlıyorum. bakalım. bu tepkileri farklı şekillerde yazıp bizim blog’a koyabilirim isterseniz..
Evet bi yandan içiyorum. kombi bozuldu. Bi tane elektrikliyle idare ediyoruz. Isınmak lazım.
Genç Yeşil: Ya zaten çekince koyarak yazdım. Ama bi de ölümün hiyerarşikliğinden bahsediyorum. Bugün Irak’ta 150 kadın Afrika’da binlercesi öldü. Çok olunca isimlerini pankartlara sığdıramıyoruz diye mi yaslarını tutamıyoruz? Müslüman kadını aşağılayan Charlie de öldü Müslüman kadın da
Genç Yeşil: Read the context of the sentence, diyesim geldi 🙂 Bu dediğinin cevabını bilmiyorum ve beni harekete geçirmiyor şu an. Bir şey yapmak istiyorum sadece. senin ya da benimle alakalı değil bu..
Genç Yeşil: Helal olsun lan Genç Yeşil.
Genç Yeşil: Genç Yeşil’e katılıyorum, bütün kafa karışıklığını paylaşıyorum. Özellikle de “ölümün hiyerarşisi” konusunda. Bütün dünya, avrupa kökenli kültürün altında ezilip boğuşurken, yüzyıllardır akan kan durmazken, Paris’te radikal islamcılar tarafından öldürüldüler diye bu insanların ölümleri… (şiddetin uzun yüzyılı bitmedi, hala yaşanmaya devam ediyor. tarihin biriktirdikleri ortaya saçılmaya devam ediyor ve ne yazık ki hiç de güzel değil manzara 😦  )
Elbette bir şeyler yapmak gerek, ama şiddet ve nefret sarmalından çıkmaya davet eden bir şeyler, gibi geliyor bana…
partinin açıklamasını çok beğendim bu anlamda.
1506429_439329562887278_4641433752050713647_n
Genç Yeşil: Buraya uzun bir yazı döşemek isterdim ama halim yok. Genç Yeşil’in yaptığı eylemi çok ilginç buldum gerçekten. Kesinlikle bununla alakalı bir yazı yazmalısın, aslında videoya çekmek de epey ilginç olurdu.
Bu ölümlerin (Charlie ve Genç Yeşil’in bahsettikleri) karşısında, harekete geçme itkisini bulup yitirmen de çok ilginç ki ben de ayı şeyleri hissediyorum; genel olarak…
Yalnız bu saldırılarda öldürülen karikatüristlerden biri, sanırım Wolinski, “eğer tamamıyla özgür olursak toplum bizi cezalandırır,” gibi bir cümle sarf etmiş verdiği röportajların bir tanesinde. Saptama, düşününce hayret verici değil ama, cezanın ifası çok çarpıcı oldu. En korkulu rüyalardan çıkıp gelen teröristler, mutlak bir ifade özgürlüğünü sergilediklerine inanan insanları infaz ettiler. Yaptıkları her ne kadar kaba güldürü, düşük işler olursa olsun, batılı normlarda ifade özgürlüğü içerisindeydi.
Kaldı ki batılı normları çıkarınca elimizde Hayrettin Karaman isimli bir fıkıh seri bandı markası kalıyor ki, “oradan” gelecek referansı değerlendirmeyi düşünmek dahi bende hüsrandan boğulma hissi yaratıyor. Zaten, dün Bahar’ın elinde pankartla yürüdüğü sırada tecrübe ettiği gibi, her adımda, iki yüzlü müptezeller tarafından çatılan ecüş-bücüş bir kamusallığı içimize soluyoruz. Hemen hemen her meselede inanılmaz bir ikiyüzlülükle hareket eden (peygamberimiz deyip ertesi cümlede orospu diye bağırmak tipik bir örnek olmuş), hıncını ağır çekimli bir intikama dönüştüren bir şey bu. İşin beteri de bu işler karşılıklı: sanırım sırf eylem sıfır teori net bir şekilde kendi aktivizmimi tanımlayan şey. Tam da bu yüzden alternatif g20’yi çok yapmak istiyorum. Gerçekleştiğinde rahatsız edici şekilde sakat bir iş olacak. Düşünsenize, birer ingiliz ve amerikalı buraya orta doğuda sosyal özgürlük tartıştırmaya geliyor :))
Sırf eylem sıfır teori demişken:http://www.youtube.com/watch?v=Dj_b3QOEFYU
Charlie’ye, eylemlere ve Genç Yeşil’in paylaştığı yazıya dönmeme müsaade edin, olayın olduğu günün akşamı Bernard-Henri Levy France 24’e çıktı, bu bir savaş ilanı dedi. Bu eylemle Fransa’nın ve Avrupa’nın değerlerine karşı savaş açılmış… Ardından, Ulusal Cephe’nin bu durumdan hiçbir fayda sağlayamayacağını, bu iki aşırı ucun (Ulusal Cephe’nin ve İslami Radikalizmin), Fransız halkının vakar tavrında boğulacağını söyledi. Dün akşam ise Rengin Aslan twitterda olayın olduğu andan beri Camilere vesaire kutsal mekana ve Müslüman kimselere yapılan saldırıları paylaştı, liste uzun… Bu yüce gönüllü yas zamanla sıkacaktır, görülüyor. Bu yüzden Genç Yeşil’in paylaştığı yazının büyük bir kısmına katılıyorum. Charli’de öldürülenlerin anısına olay gününde çizilen karikatürlerin birinde kalem, kalem açacağı, silgi ve pergel enstelasyon ile uzun namlulu bir tüfeğe dönüştürülüyor ve meslektaşlar (karikatüristler) silah başına çağrılıyor. Bu karikatürün neden sakıncalı olduğunu da yazar güzel özetliyor.
Dünya sıfır noktasına yaklaşırken, bizim bu memleketten aşina olduğumuz elim sende oyununu, bu şizofrenik hıncı artık batıda daha da yaygın bir şekilde göreceğiz, zaten görmekteydik. Bu saldırı çok şeyi değiştirecektir, biz etkilerini hissetmeyeceğiz belki, çünkü zaten o iklimin içerisinde yaşıyoruz. Fakat tarih, Charlie Hebdo’ya yapılan baskın ile herkese pandik atmış oldu. Uygundur, ve bence yası tutulmalıdır. Cumartesi bir etkinlik olursa orada olacağım.
Not: Sabah sınavım vardı benim ya… Gördüğünüz üzere kendimi tutamayarak yazıyı döşedim. Paylaştığım video birçoğunuzun bildiği gibi Waking Life filminin. Richard Lintaker insanın son çektiği film Boyhood’u izlemeyen varsa bence kesin izlesin.
Genç Yeşil: Genç Yeşil’in paylaştığı yazıyı henüz okuyamadım ama fikirleri anladım. Charlie Hebro’un aşırı uç karikatürlerini ifade özgürlüğü olarak değerlendirebilir miyiz.
Birinin bir yorumu vardı facebook’ta, Charlie en uçları çizerek bir özgürlük alanı yaratmaya çalışıyordu. Çizerler özellikle provokatifti, insanları aşağılamaktan zevk aldıkları için değil ama insanların limitlerini zorlayarak ifade özgürlüğü alanını genişletmek için.
Anlıyorum nasıl bir his olduğunu. Dinlerle ilgili çizdikleri hiç umurumda değil çünkü din umurumda değil, ama iş seksist ve ırkçı diye tanımladığımız çizimlere gelince bana da dokunuyor.
Derken katliama geliyorum. Dün Muhammed karikatürü çizdin diye öldürüldüysen veya sansür yediysen, ertesi gün imam karikatürü çizdin diye, bir sonraki gün de siyasetçi çizdin diye sansür yiyebilirsin – veya korktuğun için daha azını yazıp daha hafifini çizebilirsin. Korkmuyoruz da burada önemli.
Türkiye’de düşünelim. Musa Kart’tan ve Penguen’den sonra tekrar bir Tayyipler Alemi karikatürü düşünebilir miyiz? Otosansür. Peki din ve cinsiyet rolleri ve milletle ve vs. ilgili dogmaları nasıl yıkacağız sürekli sınırları daraltırsak?
Ben bu haberi gördüğümde Green European Jorunal için Türkiye’de ifade özgürlüğü dosyası hazırlıyordum ve hala günlerdir etksinden çıkamadım. Bombok oldum. Bana ne kadar yakın olabileceğini düşündüm. Bir insan fikrini – fikiri ne olursa olsun – yazarak, çizerek ve konuşarak ifade ettiği sürece ifade etmeye devam edebilmeli. Uçlardan niye korkuyoruz?
Son olarak iki nokta:
1. Bu tartışmaları Blog’a koyalım mı? Koyacaksa isimle mi rumuzla mı koyalım? (Editörün notu: Buna kimse cevap vermediği için herkesi Genç Yeşil yazdım, böyle yazınca da 1984 gibi oldu, ama herkesin genç yeşil olduğu bir versiyon. Çok acayip. Geyik bit)
2. Cumartesi eylem için bayraklar bende. Saat duyurulsun. Gideceksek de Leman, Gırgır  (kalmadı hoş), Uykusuz gibi dergilerle ve Musa Kart gibi karikatüristlerle de dayanışma içinde olduğumuzu gösterelim. Cumartesi ben gelemem normalde ama bu dediğimi yapacaksak (yaratıcı eylem düşünelim) elimden geleni yapar, gelirim
Genç Yeşil: Söylemeye çalıştığım şu:

-Saldırıyı kınıyorum. Aması falan yok

-Kınama şeklinde, gayet teknik olarak, charlie hebdonun ırkçı söyleminin çoğaltılması beni tedirgin ediyor. Buyüzden de Je suis Charlie diyemiyorum

-Bugün Charlie’nin yasını tutmamız gerekiyorsa, hergün birilerinin yasını tutmamız gerekiyor. “Ben iki binden fazla insanım” da de o zaman. Je suis Charlie Hebdo daha mı havalı? Goodluck Jonathan bile bu saldırıyı kınadı kendi evinde 2000 kişinin öldürülmesini kınayamadı.

-Her yaptığım samimiyetsiz geliyor kendi açımdan. Kendimi konumlandırmaya çalışıyorum. Bunda duygu ve düşüncelerim kadar, başkalarının, saygı duyduklarımın da kendini nasıl konumandırdığı beilrleyici oluyor. Yine bir posizyon alma çabası. Kim daha insan belirleme savaşı.

-batının müslümanla kadınla siyahla dalga geçmeye hakkı varsa, doğunun da ÖLDÜRMEYE DEĞİL – ALINMAYA hakkı var. Keşke bu karikatüristlerin karşılıklı çizişmeleri şeklinde olsa.

1-qyQQr8Eu9AhBfMxkSEfUSQ
yeterince çarpıcı değil di mi, az like alır
-hiç bi zaman tam olarak doğru olamayacağımı, her yaptığımın başka bir açıdan başka kötü sonuçlara yol açacağını düşünmem de eylemsiz kılıyor evet.
provokatif olmuş olabilirim.
ya ben günlerdir evde bilgisayar başında ödevler yazıyorum. ruh halim çok sağlıklı değil
düşüncelerim de karşışık
dikkate almayıp beni kendi halime bırakabilirsiniz.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s